Defne Pare Üç Aylık

woensdag, september 05, 2018



Benim bir avuç doğmuş minik kızım etli butlu, bal gibi bir kız oldu. İlk üç ay için bunca yıl sonra yeniden anne olacağımı öğrendiğimde epey yorucu olacak diye düşündüğümü hatırlıyorum. Tahmin etmediğim şeyler yaşamış olsak da kızımın ve yeniden anne olmanın tadını sonuna kadar çıkardım bu üç ayda.

Atak haftaları hariç sakin ve tatlı bir bebek Defnem. Hızla büyümeye ve prematüreliğinden kalan minnaklıgının açığını kapatmaya devam ediyor. Kucağımda olmayı, onunla konuşulmasını, açıkhavada gezerken arabasında uyumayı seviyor. Epey gülmeye de başladı, özellikle babasına bol bol gülüyor. Abisini gözleriyle evin içinde takip ediyor.




Ben kucağıma aldığımda bazen yanağını boynuma dayayıp vücudunu rahatça gevşetiyor, bir eliyle göğsümü tutuyor, diğerini boynuma sarıyor. O anlarda deriiin derin nefes alıp iyice sarılıyorum. Kelimelerle anlatması zor derin, yoğun bir şükran duygusu ve sevgi hissediyorum.

Anne sütü ve mama veriyorum. Yüzde seksen anne sütü yüzde yirmi mama gibi bir düzenimiz var. Emzirirken her seferinde epey şaşırıyorum, yıllar sonra yeniden bir bebeği karnımda büyüttüm, doğurdum ve kendi vücudumla besliyorum. O anların gerçekten tadını çıkarmaya çalışıyorum, çok çabuk geçeceği tecrübeyle sabit. Defne emerken ben de onu öpüyorum bol bol, saçlarını okşuyorum, yanağını ayağını seviyorum. 

Hala bizim yatağın yanındaki küçük beşikte yatıyor. Geceleri iki kez uyanıp emiyor, aslında artık odasına geçebilir bu tempoda ama bence gerek yok. Sanırım beşiğe sığmayana kadar yanımda yatıracağım. Bazen sabaha karşı uyandığında emzirmek için alıp yerine koymuyorum, o da hiç halinden şikayetçi görünmüyor. 




Sanki o da benim onu sevdiğim gibi beni seviyor. Mesela uyandı ağladı ve ben ilgilenemedim babası ilgilendi diyelim. Bir süre sonra yanına gittiğimde (ki maksimum beş, on dakika) yüzü aydınlanıyor, ağlar-güler karışık söylenmeye başlıyor:) sanırım nerde kaldın diye çemkiriyor bana. Huzursuzsa kucağıma alınca pıt diye susması da dünyalara bedel. Bana ihtiyacı var beni seviyor ve benimle rahatlıyor, bu hiçbir şeye benzemeyen bir his. 

Umud da kardeşiyle gerektiğinde ilgileniyor. Biberon vermek biraz oyalamak derken epey alıştı büyük abi olmaya. Kardeşiyle konusuyor, seviyor. Geçenlerde ben uyutamadım, pes edip asagı indirdim. Umud ayağına yatırıp sallayarak uyuttu. Tamam dedim yavrum bu görev bundan sonra senin :)

Peki her şey toz pembe mi? Düşündüm de büyük oranda öyle. Evet sabahları Umud’u okula hazırlarken bir yandan Defne’nin ilgi istemesi, acıkması iki ayağımı bir pabuca sokuyor. Veya akşam uyku saatlerinde iki oda arası mekik dokuyorum. Birinin bezi kirleniyor, ötekinin üstünü ört, geri dön emzir, git ödevini kontrol et, ağladı hadi baştan, dişini düzgün fırçaladın mı vs vs derken bazen epey cinlerim çıkmış oluyor ikisi de uyuyana kadar. Amaaaa... uyuduktan sonra -ki Defne 19-20 arası Umud 21.30 civarı uyuyor- kendime zaman ayırıp yeniden deşarj oluyorum. İlk zamanlardaki hastane, erken doğum, tansiyon vs endişelerle keyfini süremediğim şeylerin acısını çıkarıyorum. Önceliğim önce çocuklar sonra kendi istirahatım. Enerjimi çocuklara verip kalan zamanı da kendi keyif aldığım şeylere harcıyorum, bol bol dinleniyorum. 

İki çocuklu hayat beni hiç tahmin etmediğim kadar mutlu etti. Hatta öyle ki birkaç sene sonra bir üçüncü de mi olsa diye bile düşünmeye başladım. 

You Might Also Like

2 reacties

  1. çok güzeldi okumak nedense içim mutlulukla doldu.

    BeantwoordenVerwijderen
  2. Uzun zamandır blog yazmayı da okumayı da bıraktım. Ama sizi okumaktan hala zevk alıyorum.

    BeantwoordenVerwijderen

Labels